Kadın, Aile, Yaşam, Hayata Dair Herşeyden Birazcık…

Posts tagged “annelere öneriler

‘Cuk cuk’ sesi çıkaran bebek iyi emiyordur!


Yurtdışında emzirme danışmanı olarak görev yapan Lisa Marasco, anneleri doğru bildikleri yanlışlar hakkında bilgilendirdi. Marasco,”Bebeğin ‘cuk cuk’ sesi çıkarması memeyi iyi emmediğini gösterir. Annenin şişmanlığı, sütünü olumsuz etkiler” dedi Uluslararası sertifikalı bir emzirme danışmanı olan ABD’li Lisa Marasco, Acıbadem Hastanesi’nin davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Aynı zamanda ‘Sütünüzü Nasıl Artırabilirsiniz?’ adlı kitabın yazarı da olan Marasco, birikimlerini Türk anneleriyle paylaştı:

► Eğer bebek çok fazla ‘cuk cuk’ sesi çıkartıyorsa, bu iyi değil! Bu ses bebeğin annesinin memesini iyi ememediğini gösterir.
► Memelerin kocaman olması annenin sütünün bol olduğunu göstermez.
► Annenin gençlik döneminden itibaren obezite sorunu varsa, bu durum süt üretimini olumsuz etkiler.
► Çok uzun süren stresli dönemler, vakumlu, forsepsli doğum ya da acil sezaryen emzirmeyi olumsuz etkiler.

Ödemi salatalıkla atın!
► Aşırı ödem, sütün memelerden zor salgılanmasına neden oluyor. Ödemli annelerde süt iki-üç gün gecikerek geliyor, ödem azaldıkça süt artıyor. Ödemi söktürmek için annelerin salatalık, karpuz, lahana yemesi öneriliyor.
► Annenin yumurtalığında çok fazla kist olması, testosteron oranını artırıyor. Bu durumda annenin memesinden iki-üç hafta sonra süt gelebiliyor. Kistlerden kurtulmanın tek yolu ise doğum…
► Bazen plasenta rahim kaslarına yapışıyor, geç atılıyor ve çok fazla kanamaya neden olabiliyor. Plasenta içerde kalırsa süt üretimi etkilenebiliyor.
► Anne önceki bebeğini sezaryen ile dünyaya getirmişse, 35 yaş üzerindeyse ve çoklu gebelik riski varsa süt üretimi gecikiyor.

Aşırı su tüketmeyin!
► Sigara içmek sütü azaltıyor.
► Nezlede kullanılan bazı ilaçlar, süt üretim hormonu olan prolaktini ve dolayısıyla sütün üretimini olumsuz etkiliyor.
► ‘Çok fazla su içersem, sütüm bol olur’ anlayışı doğru değil! Aşırı su içmek, çok süt üretileceği anlamına gelmiyor. Emziren anne, susadıkça su içmeli.
► Eğer dil bağı sorunu nedeniyle bebek ememiyorsa, bu bağın kesilmesi bebeğin annesinin sütünü daha iyi almasını sağlıyor. Ancak bu bağın kesilme işleminin mutlaka, bir uzman tarafından yapılması gerekiyor.

Memedeki çatlağa dikkat!
► Süt veremeyen annelerin memeleri kontrol edilmeli. İki meme arasındaki boşluk, anatomik bir bozukluğun göstergesi olabilir. Bu da süt veren anneler ve bebekleri için bir risk faktörü.
► Gebelik sırasında memelerde damarların genişlemesi görülmeli. Damarsız memeden, süt gelmeyebilir.
► Meme çatlaklarının çok fazla olması, emzirme süresini azaltacağından, bebek yeterince doymayabilir. Bebeğin emme süresi anne tarafından takip edilmelidir.

Emziremeyen anne nasıl olur?
► Her şeyi düzenleyen, kontrolü altına almaya çalışan ve her şeyi bilen…
► Mükemmel anne olmaya çalışan…
► Yatakta yatan, memesini çıkarıp prensesler gibi, başkalarının emzirtmesini isteyen…
► O bebeği istememiş olan anneler…

Çok süt emen o kadar hızlı büyüyor!
► Eskiden ‘İlk altı ay mutlaka ve sadece anne sütü verin’ diyorduk. Şimdi yine, bunu söylüyoruz. Ancak annelerin emzirmeyi en az iki yaşına kadar sürdürmelerini istiyoruz. Çünkü sadece emzirmek, bebek ölümlerinin önlenmesinde yüzde 13 oranında etkili.
► İlk altı ayda, anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarının yüzde 100′ünü, 6-12 ayda ise yüzde 50′sini karşılıyor.

Emzirme süresi önemli!
► Uzayan emzirme süresi, büyüme ve bilişsel işlevleri olumlu etkiliyor. Kronik hastalık ve şişmanlık riskini azaltıyor.
► Dört ayın üzerinde anne sütü içen bebeklerin, ergenlik döneminde obeziteden kurtulduğu araştırmalarla biliniyor.

Erkek bebekler kızlardan çok emiyor

► Kız ve erkek bebeklerin meme emme süreleri arasında bir fark var mı? Hangisi daha fazla emiyor?
Erkek bebeği olan anneler daha fazla süt üretiyor. Erkek bebekler kızlara oranla daha fazla süt emiyor. Memedeki depolama kapasitesi bebeğe ulaşan süt miktarını etkiliyor. Bir memede 120 ml. süt varsa bebek bunu emiyor ve uyuyor. Acıkınca diğer memedeki 120 ml’yi içiyor. Ancak her iki memede 30′ar ml. varsa bebek hâlâ aç oluyor ve onu sık sık emzirmek gerekiyor. Memenin depolama kapasitesi düşükse bebek, daha sık emiyor.

15 emzirme tüyosu

Memeler arası üç santimse süt az olur!
►Eğer hamileliğin 34′üncü haftasından önce doğum riski varsa hem doğumu durdurmak, hem de bebeğin akciğerlerini olgunlaştırmak için tedaviden sonraki iki gün içinde süt seviyesi iyi oluyor. Ama 9 gün içinde doğmazlarsa annelerin süt sorunları oluyor.
►Doğumda yaş, ne kadar ileriyse süt hacmi o kadar yüksek oluyor.
►Çoklu gebelikte annede birden fazla plasenta oluyor; memeler daha fazla uyarılıyor. Çocuklar ikiz olunca anneler ‘Sütüm yetmeyecek’ diye korkuyor. Oysaki iki bebek taşıyan anne daha çok süt verebiliyor.
►Hipertansiyon olduğunda meme gelişmesi bozuluyor, annenin sütü azalıyor.
► Bazı kadınların memeleri dışarıdan normal gözüküyor. Ancak içi boş oluyor ve süt veremiyorlar.
►Çok büyük, şişman inekler fazla süt vermiyorlar. Aşırı beslenme nedeniyle büyük yağ hücreleri oluşuyor. İşte kadınlardaki obezite de şişman ineklerin durumuna benziyor. Obezite bir risk faktörü olduğundan yeterli süt üretilememesine yol açıyor.
►İçe dönük düz meme uçları; obezite, hipertansiyon, vakumlu doğum ve acil sezaryenin risk faktörleridir.
►Önceden sezaryen varsa, kişi 35 yaş üzerindeyse bu risk yükselir.
►Yumurtalıklarda fazla kist olması, testosteron oranını artırıyor. Doğum, kistlere şifa gibi geliyor. İki hafta sonra memeden süt geliyor.
► Çok fazla nane yemek, nane çayı ve sigara içmek sütü azaltıyor. Doktorlar özellikle bazı ilaçlara karşı dikkatli olunmasını istiyor.
►Doğuma yakın dönemde kullanılan antidepresan, sütün geç gelmesine neden oluyor. Ödemi aşırı olan annelere idrar söktüren meyve ve sebzeler öneriliyor.
►Meme tipi de önemli. Memeler arasında üç parmaktan fazla aralık varsa bu durum risk faktörünü oluşturuyor. Gebelik sırasında damarlar görülmeli, gerilen çizgilere dikkat edilmeli.
► Aşırı sulu gıdalar tüketmek, sütün çok olmasına yardım etmiyor. Günlük tüketilen su miktarı, hem anneye hem de bebeğe yetiyor.
►Aynı şekilde memelerden biri çok gelişmiş, diğeri az gelişmişse sorun oluyor.
►Hipnoz ve yoga süt üretimini arttırıyor. Zihnin gevşemesi çok önemli.

sabah


Rutin ama mühim kontroller


Doğumdan itibaren özellikle ilk iki yıl, bebeğinizi hangi doktora götürdüğünüz çok önemli.

Doğumun yaklaştığı günlerde anne-baba adayları en çok neyi düşünür? Tabii ki öncelikle çocuklarının sağlıklı doğmasını ve sonra da onu hangi doktora götüreceklerini… Kendimizi herhangi bir doktora teslim etmek kolaydır da söz konusu çocuk olunca, son derece hassas davranır herkes… Haklıdırlar da çünkü birçok sağlık sorunu genelde kendini çocukken gösterir ya da ‘Ben özel ilgi istiyorum,’ diye sinyal verir! O yüzden doğumdan itibaren özellikle ilk iki yıl, bebeğinizi hangi doktora götürdüğünüz çok önemli. Onun bedenini iyi tanıması, gereken aşılarını eksiksiz yapması, şüphe yaratacak en ufak bir şeyde sizi uyarması ve doğru yönlendirmesi gerek. Böylece büyüyebilecek bir sorunu en başında halledebilir ve ileride sıkıntı yaşamazsınız. Ben bu konuda eşimle gereken titizliği gösterdiğimizi düşünüyorum ama bizim de atladığımız şeyler oluyor tabii.

Örneğin iki yaşına basan kızımı bir göz doktoruna veya dişçiye götürmek için erken olduğunu düşünüyordum. Allah’tan doktorumuz bizi uyardı ve iki yaşını fazla geçirmeden Ayşekiraz’ı bir göz, diş ve ortopedi uzmanına götürmemizi tembihledi. Oysa ben ‘Nasılsa görünen hiçbir problemi yok, daha ileride sonra kontrole götürebiliriz,’ diye düşünüyordum. Geçtiğimiz günlerde aynı benim gibi düşünen ve kızını üç yaşına geldiğinde ilk göz muayenesine götüren arkadaşım, doktordan nasıl laf işittiğini anlattı. “Neden bu kadar geç kaldınız hanımefendi? Neyse ki kızınızın bir görme problemi yok ama olsaydı geç kalmış olacaktınız. İki yaşında mutlaka bir göz muayenesi yaptırılması gerek; bir sorun olsun olmasın!” Düşünsenize, küçük bir çocuk gözünün ne kadar iyi görüp görmediğini nasıl bilebilir? Elbette bir doktor onayına ihtiyacı var. Sadece göz değil, ortopedi için de aynı titizliği göstermek gerekiyor. Bir ortopedi sorununun başınıza ne işler açacağını tahmin edemezsiniz… Bebeğinizin ilk paytak adımlarından sonra tam olarak adım atmaya ve gerçek bir çift ayakkabı giydiği iki yaş civarı, en çok dikkat edilmesi gereken dönem. Nasıl basıyor, ayağı içe mi dışa mı dönüyor, yoksa düz taban mı?

Tüm bu soruların doğru cevabını bir ortopedi uzmanının vermesi gerekiyor. Örneğin oğlunuz düz tabansa, ileride askere alınmayabilir. Kızınız ise her zaman tabanlık kullanmak zorunda kalıp topuklu ayakkabı giyemeyebilir. Yani düz taban olmanın günlük hayatta ona getireceği sıkıntıları bir kenara bırakın, çocuğunuz bir yetişkin olduğunda psikolojik olarak da bundan etkilenebiliyor. Bir de ortopedistlerin (özellikle modaya meraklı, çocuğunu da kendisi gibi ‘stil’ sahibi yapmak isteyen) ebeveynlere ısrarla söylediği bir şey var: “Çocuğunuza doğru ayakkabı giydirin. En sağlıklısı çocuklara üç yaşına kadar ayakkabı giydirmemek. Çocuğun düzgün basması, yürümesi ve düz taban olma riskini ortadan kaldırmak için yere çıplak basması en sağlıklısı. Ayakkabı alırken ayağını rahatça kavrayıp hareket ettirebileceği yumuşaklıkta olmasına dikkat edin. Çok sert tabanlı ayakkabı giydirmeyin. Evde de ya çıplak ayak ya da en fazla çorapla yürüsün.” Haydi, şimdi doğru bir göz, ortopedi ve diş muayenesi randevusu almaya!

İlknur K. Akman


Yorucu Bir İş Gününün Ardından…


İşyerinde geçen yoğun bir günün sonunda hepimiz eve gidip sakin, huzurlu bir ortamda ailemizle vakit geçirmeyi isteriz?

İşyerinde geçen yoğun bir günün sonunda hepimiz eve gidip sakin, huzurlu bir ortamda ailemizle vakit geçirmeyi isteriz. Ancak evde küçük çocuğu olan bir yetişkin için bu o kadar da kolay olmaz. Daha kapıdan girdiğiniz anda kucağınıza oturup ona ilgi göstermeniz için bekleyen çocuğunuz, ya da çocuklarınız, uykusu gelip de yatıncaya kadar sizi büsbütün yorabilir.

Burada işin sırrı ilk 15 dakikayı doğru idare etmektedir. Kapıdan içeri girdiğiniz anda kafanızda net bir akşam planı varsa, sürprizlerle karşılaşma ihtimaliniz azalır. Onlara ihtiyacı olan ilgiyi göstermeniz gerekli; zaten onları görmezden gelmeniz sadece daha fazla ilgi çekme çabasına ve daha fazla ağlama, bağırma ve pantolon paçasına yapışmaya sebep olur. Ama yine de eve girdikten sonraki zamanı belli bir düzene sokarsanız hem çocuğunuzla geçireceğiniz zaman hem de aranızdaki ilişki çok daha keyifli olabilir. Şu basit adımları uygulayıp akşamlarınızın daha verimli geçmesini sağlayabilirsiniz.

Önce çocuklar

Eşyalarınızı portmantoya bırakın ve eğlence başlasın. Önce çocuklar. Her gün kapıdan girince belli bir süreyi –örneğin 15 dakika- çocuklarınızla geçirin. Onlarla konuşun, oyun oynayın, siz yemek hazırlarken atıştırmalık bir şeyler isteyip istemediklerini sorun. Bu süre dolduğunda sizle değil birbirleri ile oynamalarını sağlamaya çalışın. Bu sayede yapılması gereken işler olduğunda sadece anne babaya değil kendilerine ve kardeşlerine de güvenebilmeyi öğrenecekler. Bir diğer faydası da oyuncakların ne kadar keyif verici olduğunu ve bu oyuncakları sizle değil de kardeşiyle paylaştığı zaman daha çok eğlenebileceğini görmesidir. Bunu düzenli bir şekilde yaparsanız ayırdığınız süre dolduğunda herkes bilecek ki ilgi görme vakti doldu, şimdi sırada başka birşey var; mesela yemek.

Yardım etmelerine izin verin…

Yemeği hazırlarken çocuklarınızın yardım etmesine izin verin. Ekmeği masaya götürmek, oyuncakları toplamak gibi ufak tefek işler onları mutlu edecektir. Çocuklar kendilerine bir görev verildiğinde sorumluluk duyarlar ve kendilerini büyümüş hissederler. Pek çok küçük çocuk ergenlik çağındaki abisi ya da ablasından daha yardımseverdir, emin olabilirsiniz. O nedenle bırakın yardım etsinler.

Plana Bağlı Kalın

Askeri bir okul idare etmiyorsunuz, kabul, ama hergün tekrarlanan ve herkesin kabul ettiği bir düzen olduğunda hayat herkes için daha kolay olacaktır. Yemek, banyo, diş fırçalama, kısa bir masal ve öpücüklerle uykuya dalma gibi bir düzen kurduğunuzda akşamlar daha rahat geçecektir. Ta ki, 15 dakika sonra içeriden “Yatağımın altında bir canavar var” çığlığı gelip de herşey yeniden başlayıncaya kadar!!

milliyet


Bebeğinizden Öğrendikleriniz


Bebek sahibi olmaya karar verip de gebelik müjdesini aldıktan sonra özellikle anne adaylarında gebelik süreci, doğum ve doğum sonrası için endişeler de başlar.

Kimse şu ana kadar anne ve babalığı bilerek çocuk sahibi olmadı. Bu öğrenilebilen bir durumdur. Genelde çocuklar anne ve babalarından öğrendikleriyle gelişimlerini tamamlıyor olsa da diğer taraftan ebeveynler de bebekleri dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye başlıyorlar.

Biz de kadınınfendi olarak  anne-baba adayları için  başucu rehberi  niteliğinde derlediğimiz bilgileri sunuyoruz.

Kucakta tutulmaktan hoşlanmayan bebekler;
Bazı bebekler fiziksel kontaktan hoşlanmazlar. Bu ebeveynleri rahatsiz eden bir durumdur. Böyle bir durumda şunlar yapilabilir:

- Bebeği yatağa oturtup siz de karşısına oturun. Bebek sizin yüzünüze baksın ve sizi tanısın.
- Bebeği öpmek istediğinizde onu fazla sıkıştırmadan bunu yapın. Onunla yakın fiziksel kontağı el ve kollarını hareket ettirerek yapın.
- Bu bebekler ayrıca görsel ve işitsel kontakt da isterler.

Mutlu görülmeyen bebekler:
Mutlu görülmeyen bebek ebeveynler için çok zor bir durumdur. Bu durumda her şeyden önce bebegin temel ihtiyaçlarinin giderildiginden emin olun. Sonra sırasıyla,Bebeğin hangi durumlarda mutlu olduğunun bir listesini yapın ve bu aktiviteyi sık sık yapın. Bebeğin hayatındaki değişimleri erteleyin. Örneğin yeni vereceğiniz yiyeceklere başlamayın, yatağının yerini değiştirmeyin.Bebeğin sağlık sorunu olmadığından emin olun.

Hareketli bebekler:
Bütün bebekler hareketlidir. Hareketli veya aktif bebekler diğerlerinden farklı olarak her çeşit uyarıya fazla reaksiyon verirler. Bu durumda şu yöntemler yardımcı olabilir.

- Bebeği tutarken acele etmeyin.
- Bebeği gerekmedikçe tutmayın. Örneğin banyo yerine onu silebilirsiniz.
- Bu bebeklerin geniş alanlardan hoşlanmadigini aklinizda tutun.
- Bebeğim bulunduğu odanın sıcaklığını n çok olmamasına dikkat edin.
- Bebeği tutan herkesin bu işi nazikçe yapmasını sağlayın.

Uykucu bebekler:
Uyuyan bebek genellikle problemli değildir. Fakat bu bebek de bazı problemler belirebilir.

Doğum sonrası beklenen bazı durumlar, sebepleri ve iyi gelecek tedbirler;
Yeni doğan bebek bakımının temel ilkeleri:

Plastik vakum pompası:
Bu pompa bebeğin burnundaki nefes almasına engel olan salgıları temizlemekte kullanılır.

Bez değiştirme:
Sık bez değiştirme pişikleri önleyecektir. Hergün bebeğin altının ılık suyla yıkayın.Yenidoğanlar günde yaklaşık 8-10 bez değiştirirler.

Kız bebeklerin altını temizlerken; idrar deliğinin etrafındaki deri kıvrımlarını çok hafifçe kaldırın ve önden arkaya doğru temizleyin. Her seferinde bezin temiz kısmını kullanın. Erkek çocuk için penisi aşağı doğru yatırıp öyle bezleyin. Islak bir bezle penisi, yumurtalık torbasını, ve torbanın altını temizleyin. Yeni sünnet olmuş bir çocukta penis üstüne bir damla su damlatıp etrafını silin. Bezledikten sonra pudra kullanılması önerilmemektedir. İsilik olmuş bir bebekte şunları deneyin: bezi daha sık değiştirin.temizlediğiniz alana pişik için önerilen kremlerden birini sürün. Eğer hazır bez kullanmıyorsanız yıkadıktan sonra bezleri iki kere durulayın. Eğer hazır bez kullanıyorsanız arada sırada bebeğin bezsiz yatmasını sağlayın veya kumaş bezleri deneyin. Bezlenen alanı günde bir kaç kez havalandırın. Eğer döküntü bir kaç günde geçmediyse doktorunuza başvurun.

Banyo:
Banyo sırasında gerekli bütün malzemelerin yanı başınızda hazır olduğundan emin olun.Nerede banyo yaptırırsanız yaptırın bebeği asla yalnız başına bırakmayın. Telefona cevap vermeyin, kapıyı açmayın. Her an bebeğin yanı başında olun.

Göbek kordonu düşünceye kadar bebegi sünger ile silin. Göbek kordonu düştükten sonra banyo yaptirabilirsiniz. Ama her gün banyoya ihtiyaci yoktur. Sık banyo yaptirmak bebegin cildini kurutacaktir.

Suyun sıcaklığını ölçerken elinizi değil dirseğinizi veya el bileğinizi kullanın. Su sıcak değil ılık olmalıdır.

Sünger banyosu (bebeğinizi silme):
Bebeğinizi tamamen soymak onu rahatsız edebilir, bu nedenle sileceğiniz yeri soyun. Bebeğin yüzünü yıkayarak başlayın. Gözünün etrafını içerden dışarı doğru silin. Her seferinde süngerin değişik bir alanını kullanın. Kulaklarını temizleyin. Kulakları için ucu pamuklu çöp kullanmayın. Sonra bebeğin boynunu göğsünü, sırtını ve bacaklarını yıkayın. Koltuk altlarına, kulak arkalarına,ve kız bebeklerde genital bölgeye yıkamaya dikkat edin. En son bez bölgesini yıkayın. Bebeğin başını haftada 2-3 kez yıkayın. Bu sırada bebeğin başına yaptığınız ıslak masaj “konak” denilen kepek benzeri deri kabarmasını önleyecektir.

Leğen banyosu:
Kullanacağınız leğenin içini silin. 4-5 cm. Derinliğinde su koyun. Bebeğin başını tutarken ılık tutmak için su dökün. Bu arada bebek ile konuşun ve onu sakinleştirin. İlk bir kaç banyoda ağlama normaldir. Zaman içinde hem bebek hem de anne için banyo bir zevk olacaktır. Bebeği asla leğen içinde yalnız bırakmayın.

Göbek kordonun bakımı:
Düşünceye kadar bu alani kuru tutun. Bu alani alkollü bir bezle günde iki-üç kere temizleyebilirsiniz. Bezlerken bezin üst kismini aşagi dogru katlayin ki idrar bu bölgeye ulaşmasin. Göbek düşünceye kadar sünger banyosu daha iyidir. Eger şunlari görürseniz doktorunuza haber verin: göbek çevresindeki deride kırmızılık, göbekten iltihap benzeri akinti veya kötü koku.

Sünnetli bebeğin bakımı:
İlk 24 saat penisin çevresine vazelinli bir bandaj yapılacaktır. 24 sonra eğer bu bandaj kendiliğinden düşmezse ılık suyla ıslatın ve ayrılmasını bekleyin. Sonra önerilen kremi sürebilirsiniz. Bu beze yapışmasını önleyecektir. İyileşme 2-3 haftada olacaktır. Aşağıdakiler olursa doktorunuzu arayın;

- Sünnet sonrası 12 saat içinde bebek çişini yapmamışsa
- Hafif basınçla durdurulamayan sızma tarzında kanama oluyorsa
- Şişme varsa
- İlk günlerde olabilen sarı akıntı dışında bir akıntı varsa.

Sünnetsiz bebeğin bakımı:
Temel kural “rahat bırakın” dır. Bebeğin pipisi çevresindeki deriyi geri çekerek temizlemeye çalışmayın. Burası için özel bakım gerekmez, temiz tutmak yeterlidir. Sünnet derisi ilk günlerde elastiki değildir.

Bebeğin ateşini ölçmek:
Ateş genellikle enfeksiyonun göstergesidir. Bebeginizin ateşini ölçmek için en iyi yol makattan ölçmektir. Bebeklerde agizdan ateş ölçmek tehlikelidir. Termometre alirken hangi yoldan ateş ölçtügüne bakin. (rektal : makattan, aksillar: koltukalti, oral: agizdan)dijital termometreler kullanilmasi en kolay ama pahali olanlaridir. Civalı bir termometre kullanıyorsanız iyice sallayın, civa 35 dercenin altına düştüğünde kullanabilirsiniz. Eğer sonucu nasıl okuyacağınızı bilmiyorsanız bir hemşireden yardım isteyiniz.

Eğer koltukaltından ölçecek iseniz çocuğun üzerini çıkartın ve koltuk altını kurulayın. Koltuk altında 4 dakika tutun.

Makattan ölçecek iseniz termometrenin ucunun yuvarlak olmasına dikkat edin. Her bebeğin kendi termometresinin olmasında fayda vardır. Cam bölmenin etrafını alkolle silin. Azıcık vazelin sürün ve termometrenin ucunu makata 1-2cm girecek şekilde içeri sokun. Bacaklarını ve kalçalarını tutun. Sonra termometreyi alkolle temizleyin. Makattan ölçtüğünüz ateş 38 derecenin üzerindeyse doktorunuza haber verin.

Eğer koltukaltından alınan ateş 35.5 dereceden az veya 38 dereceden fazlaysa ölçümü makattan yapın.

Aşılar:
Sarılık (hepatit b) ilk doz: doğum-2 ay içinde. İkinci doz 1-4 ay içinde, üçüncü doz 6-18 ay içinde difteri

Boğmaca tetanoz: 2., 4., 6. Ayda ve 15 veya 18. ayda

Menenjit aşısı(h.influenza b): 2.,4.,6., 12 veya 15. Ayda

Çocuk felci(polio): 2.,4., Ayda ve 6 veya 18 ay arası tekrar

Kızamık, kabakulak,kızamıkçık: 12 . Veya 5 aylar arası

Çiçek: 12 ile 18 aylar arası çocuğunuzun aşı takvimini muhafaza edin.

Daha detaylı bilgi için “Aşılar” sayfamıza da uğrayınız!

Ağlayan bir bebeği sakinleştirmek:
Bütün bebekler ağlar. Bunu unutmayın. Dahası yeni doğanlar günde 1-4 saat arası ağlarlar. Bu bebeğin bir şeye ihtiyacı olduğunun size söyleme biçimidir. Yalnızca sıkılmış olduğu için de ağladığını unutmayın.

Bebeğinizin ağlamasının ne anlama geldiğini öğrenin. Bebeğinizin sakinleştirmek için bazı yöntemler: Hafifçe sallamak, pışpışlamak, gazı gidermek, şarki söylemek, konuşmak, hafif müzik çalmak, bebekle yürümek, arabayla gezdirmek, ana kucağıyla gezdirmek.

Unutmayın, bebek sizin gergin olduğunuzu hissederse bu da bir ağlama sebebi olabilir. Gevşemeye çalışın. Asla çocuğunuzu şiddetli şekilde sarsmayın.

bebeğimben


Emzirme ve Sorunlar


Emzirmeyi engelleyen ve süt yapımını azaltan sebepler:

* Doğumdan sonra anne ve bebeğin tıbbi nedenlerle ayrılması, lohusalık humması,

* Emzirmenin geç başlaması sıklık ve süresinin kısıtlı olması,

* Süt gelmesi beklenirken çeşitli sebeplerle su ve mama verilmesi,

* Annenin psikolojik sorunları, sütünün gelmeyeceği kaygısı,

* Uzamış doğum ve buna bağlı yorgunluk, annenin yetersiz beslenmesi,

* Annenin yeterince emzirme teknik ve sorunları hakkında bilgi sahibi olmaması,

* Bebeğin dudak-damak yarıkları, yutak, ağız, burun gibi doğumsal anomalileri, diğer sistemlerdeki ağır yapısal bozuklukları,

kadınınfendi


Emziren Annelerin de Ezgersize İhtiyacı Var


Doğum sonrasında emziren annelerin, düşük kalsiyum oranları sebebiyle ortaya çıkan kemik hastalıkları ile mücadele edebilmeleri için egzersiz yapmaları gerekiyor.

Yapılan yeni bir araştırmaya göre, doğum sonrasında egzersiz yapmayan annelerin kemiklerindeki mineral oranı yüzde yedi oranında düşük çıktı.

Uzmanlar, kalsiyumun kemikler için oldukça kritik olduğunu belirtirlerken yeni doğum yapmış bir annenin, çocuğunu emzirdiği süre içinde günde ortalama ikiyüz miligram kalsiyum kaybettiğini belirtiyorlar.

Haftada üç gün yapılan, kardiyo ve güçlenme odaklı ezgersizlerin, bebeklerini emziren kadınların kemiklerini daha da güçlendireceğini ifade eden uzmanlar, emzirme döneminin bitmesiyle kemiklerdeki kalsiyum oranın eski değerlerine ulaştığını belirtiyorlar.

kadınınfendi


Gebelikte Nelerden Kaçınılmalı?


Gebelik sırasında anne adayının belli sorumlulukları vardır ve hayatında bazı şeyleri değiştirmesi ya da sınırlaması gerekiyor. Gebelik sürecinde anne adaylarının sağlıklarına büyük özen göstermeleri gerektiği özellikle vurgulanıyor. Anne adayı gebelik öncesinde ve gebelik sırasında belli maddelere ve hareketlere karşı çok dikkatli olmalı, bunların bazılarını ise hayatından çıkarmalıdır.

Gebelik döneminde anne adayının dikkatli olması gerekenler şunlardır:

İlaçlar

Hiçbir bir ilaç almadan önce kesinlikle doktora veya eczacıya danışılmalı, alınacak ilacın doğurganlık üzerinde olumsuz etkisi olup olmadığına emin olunmalı.

Egzersiz

Düzenli ve hafif egzersiz yapılmalı. Anne ve bebek sağlığı için, gebelik öncesinde fizik kondisyonu en iyi düzeye getirilmeli. Herhangi bir kramp ya da kanamada, egzersize son verilmeli.

Alkol

Fazla alkollü içki, eşler üzerinde gebeliği geciktirici etki yapar. Alkollü içkiler azaltılmalı.

Sigara

Sigara ve benzeri tütün ürünleri de gebelik ihtimalini azaltıyor. Tütün sperm ve yumurtayı hasara uğratabiliyor ve nikotin doğurganlığı kontrol eden hormonların düzeyini etkiliyor.

Beslenme yaşama alışkanlıkları

Eşler lifli yiyecekler bakımından zengin, yağ oranı düşük dengeli bir beslenme rejimi uygulamalı. Gereiğince vitamin ve mineral alabilmek için taze sebze ve meyveye de beslenmede geniş yer vermeli, bol süt içilmeli. X ışınlarına ve toksit kimyasallara karşı tedbirli olunmalı.

Folik asit

Sağlık uzmanları, gebeliğe hazırlanan kadınların hazırlık döneminden gebeliklerinin onikinci haftasına kadar her gün 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye etmektedir.

Folik asit, bebeğin Spina Bifida ve benzeri omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini yüzde yetmiş oranında düşürüyor. Folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde, esmer ekmekte ve tahıllarda da bulunuyor.

Rubella (Kızamıkçık)

Kızamıkçık aşısı doktora kontrol ettirilmeli. Gebelik esnasında bu virüse yakalanılırsa çocuk, sağır, kör veya akli melekeleri eksik doğabiliyor.

Daha önce olunmadıysa kızamıkçık aşısı mutlaka yapılmalı. Aşı yeni olunduysa, gebe kalmak için üç ay geçmesi beklenmeli.

Toksoplazma

Bebeği beyin hasarlarına sebep olarak ciddi şekilde etkileyebilecek, hatta anne karnında ölümüne yol açabilecek bu enfeksiyon türü genellikle kedi ve benzeri evcil hayvanların dışkısından, tükürük ve benzeri salgılarından bulaşıyor.

Bahçe veya saksı çiçekleriyle uğraşırken de eldiven kullanılması tavsiye ediliyor.

kadınınfendi


Sütünüz Yeterli Değilse?


Anneler bebeklerini yeterince emzirmediklerinden sütlerinin yetmediğini düşünürler.

* Bebeğinizin günde kaç kez idrar yaptığını takip edin. Günde en az 6 kez idrar yapıyorsa süt yeterlidir.
* Birkaç günlük aralarla tartın, iki tartı arasında artış varsa süt yeterlidir. En ideali doğumdan onbeş gün sonraki tartı da ikiyüz gr lık bir fark sütün yeterli olduğunu gösterir.

Unutmamalısınız, doğumdan sonraki haftada, bebekler ağırlıklarının yüzde on ya da onbeşini fizyolojik sebeplerle kaybederler. Bebeğinizin hastaneden çıkış kilosu çok önemlidir.
* Her memede en az on-onbeş dakika emzirin.
* Emerken uyursa uyandırın.
* Emerken çok giydirmeyin.
* Yalnızca anne sütü verin, dört ya da altı aylık olmadan ek gıdaya geçmeyin.
* Emzirirken rahat edebileceğiniz bir yer seçin.
* Her anne gibi sütünüzün yeterli olduğuna inanarak, endişe duymadan, yalnızca verilen öneriler doğrultusunda emzirmekte ısrarcı olun.
* Emzirmeye başlamadan evvel ılık şekerli bir bardak su ya da meyva suyu içebilirsiniz.
* Dengeli ve yeterli beslenin.

1. Süt,yoğurt, peynir, et, yumurta
2. Yeşil yapraklı sebze ve meyve
3. Nohut, fasulye, mercimek
4. Pekmez, şekerli bol sıvı
5. Isırgan otu ekstreleri ile beslenmeniz önerilebilir.

kadınınfendi


Lohusalık Hüznü ve Depresyon


Gebeliğin başlamasıyla anne adayının bedeninde gelişen değişimler doğrultusunda kadın kendini yeni yaşamına hazırlamaya başlar. Ancak bebeğin dünyaya gelişiyle birlikte anne olmak, kadının yeni yaşamında bir takım sıkıntıları da beraberinde getirerek başlamıştır. Doğum sonrasında her kadının kendini; anneliğe, bebeğine ve zorlu sürec olan yeni yaşmına alışma süresine ihtiyacı vardır. Bedeninde de değişimler söz konusudur. İşte bu alışma ya da adaptasyon dönemine “lohusalık” denilmektedir.

Annelik – Lohusalık Hüznü (Post Partum Blues) Nedir?

Bu durum doğum sonrasındaki ilk iki haftalık dönemde ortaya çıkar ve gebeliğin, doğumun doğal sonucu olarak kabul edilir. Kadınlar arasında sıkça gözlenen bir durumdur. Genelde doğum sonrası melankolisi, lohusalık hüznü, pospartum blues yada baby blues gibi tabirlerle ifade edilir.

Annenin; bebeği ve kendisi hakkındaki endişeleri, mutsuzluk, uykusuzluk, sinirlilik, yorgunluk ve ağlama isteği gibi sorunlar gözlemlenebilir. Bu sürede ailenin ilgisi ve desteği, annenin dinlendirilmesi ve bebeğin bakımına yardımcı olunması gereklidir. Genelde bir-iki hafta içerisinde kendiliğinde geçer şayet geçmiyor daha uzun sürüyor ya da şiddetli hal alıyorsa mutlaka uzman bir psikiyatriste danışılmalıdır.

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, kısa süreli annelik hüznünden farklı ve daha ağır süreçtir. Doğum yapan kadınların yüzde beş yada onluk kısmında görülür. Doğum sonrasında ki ilk altı aylık dönemde ortaya çıkabilir. Belirtileri ise; uyku düzeninin bozulması -az yada fazla uyku isteği-, iştahındaki değişimler, mutsuzluk ve çökkünlük hissi, bebeğin yada kendisinin bakımında zorlanma, sinirlilik, tahammülsüzlük, endişe ve kaygı duyulması olarak sıralanabilir. Uzun süreceğinden bir uzman tarafından değerlendirilip annelik hüznünden farklı olduğu tesbit edilerek kontrollü tedaviye başlanmalıdır. Tedavi edilmediğinde düzelmesi uzun süreceğinden hayatı zorlaştırabilir. İlaç tedavisi uygulanabilir bu yüzden uzman görüşmeleri ile emzirmeye ara verilebilir.

Doğum Sonrası Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyona birçok şey etken olabilir. Belirlenen bazı riskleri şöyle sıralanabilir: Önceki doğumunda depresyon geçirmiş olmak, zorlu gebelik süreci, doğumun zor ve uzun süreli olması, evlilikte yaşanan sorunlar, istenmeyen gebelik, kayıp ile sonuçlanan hamilelik, sosyal desteğin yetersizliği, anne-bebek ayrılığı, sosyo-ekonomik sorunlar ve doğum öncesi oluşmuş psikolojik sorunlar denilebilir. Ayrıca doğum sonrasındaki fiziksel ve biyolojik hızlı değişim, sosyal yaşantıdaki değişimler de depresyonu başlatan etkenler arasındadır.

Doğum Sonrası Psikoz (Post Partum Psikoz) Nedir?

Çok sık görülmese de ciddi bir durumdur. Yine doğum sonrasındaki ilk günlerde fark edilebilir. Düşünce sistemi bozukluğu ile gerçeği değerlendiremezler. Bebeğin kendisinin olmadığını düşünür,bebeğin sağlığına dair endişeye kapılır ya da bebeğin zarar görmesinden korkar. Böylece hem kendine hemde bebeğe bakamayacak duruma gelir.

Bazen halüsinasyonlara da rastlanır, duygudurumunda dalgalanmalar, içe kapanma ya da taşkınlık oluşur, uyku düzeni ve beslenme de rahatsız edici boyutlarda bozulur. Annenin bebeğe ya da kendisine zarar verme gibi eğilimleri de görülebilir. Bu durumda aile yakınlarından bebeğin bakımını üstlenmeleri istenir ve annenin bir sağlık merkezine yatışı ile tedavi süreci başlatılır. Tedavinin başlamasıyla annenin davranışlarında değişim gözlense de tedaviye devam edilir, iyileşmesi uzun sürer.

kadınınfendi


Emziren Annelere Öneriler


Genel sağlığımız için beslenme ne kadar önemliyse, hamilelik ve doğum sonrası emzirme dönemlerindeki beslenme düzeniniz de çok önemli.

Burada çok değerli yeni anneler ve hayatlarına girmiş o muhteşem varlıklar bebeklerinizin gelişimini sağlayan emzirme dönemleri için küçücük önerilerde bulunmak istiyoruz.

Uzun belki de zaman zaman sıkıntılı hamilelik dönemini geride bıraktınız… bebeğiniz dünyaya geldi. Bebeğinizin gelişimi için beslenmesi gerekiyor… emzirmeye başladınız.

Bu süreçte sizin de çok dikkatli beslenmeye ihitiyacınız var, hem kendiniz hem bebeğiniz için sağlıklı beslenmeniz gerekiyor. Emzirirken verilen süt ile birlikte vitamin, mineral ve protein eksilir, sağlığınızın bozulmaması için vitamin, mineral ve proteinlerin yerine konulması gerekir.

Eskiden halk arasında emziren annelere bol şekerli yada karbonhidratlı yedirilmesi gerektiği inancı çok yaygındı, günümüzde artık anneler daha sağlıklı beslenme programı uygulayabilmekte ve emzirirken kilo verebileceklerinin bilinciyle şeker-karbonhidrat içeren tek yönlü beslenmeden uzak duruyorlar. Aksi takdirde gebelik döneminde alınan kilolar kat be kat artıyor.

Hamilelikte de eğer dikkatli beslenmeye özen gösterdiyseniz yağ depolamamışsınızdır ve emzirirken kilo vermeniz çok kolay olur.

kadınınfendi


Hayat Kurtarmak İsterken Zarar Verebilirsiniz…


Bir kaza anında hayati önem taşıyan durumlar oluşabilir, ne yazık ki toplum olarak ilk yardım hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip değiliz. Hafif ya da ağır yaralanma, kalp krizi ya da suda boğulma gibi çok çeşitli tehlikeli durumlarla hergün karşılaşılıyor. Hatta ev kazaları, evler çocuklar için özellikle yeterince güvenli olmayabiliyor çoğu zaman.

İlkyardım gerektiren durumlarda öncelikle hastayı rahat ettirmek gereklidir oysaki toplumumuzda bu konuda doğru bilinen yanlışlar çoğunlukla yaralanmaların ötesinde hastaya daha fazla zarar vermektedir. En bilinen yanlış müdahaleler; böcek sokmalarında yaranın emilmesi ya da epilepsi nöbeti geçiren hastaya soğan koklatılmasının faydası değil daha çok zararı var ve uzmanlar bu konuda ciddi olarak uyarırken bazı önerilerde de bulunuyorlar.

İlk yardımda paniğe kapılmak yardıma engel olur;

Acil bir durumda stresin etkisiyle paniğe kapılmak ilk yardımda bulunacak kişinin doğru müdahalede bulunmasına engeldir. Sakin olunmalı ve doğru bilinen müdahale uygulanmalıdır.

Bayılma; kısa süreli bilinç kaybına sebep olur!

Kısa süreli bilinç kaybının sebebi kan basıncındaki düşüş, havasızlık, büyük üzüntü duymak veya aşırı sevinmek ve açlık olabilir. Baygın durumdaki hastanın ilk olarak nabız ve solunumu kontrol edilmeli, düzenli ise hasta sırt üzeri yatırılıp ayakları yükseltilir ve hareketsiz yatması sağlanır. Kıyafetleri gevşetilir, kalabalık ve kapalı bir yerde ise sakin ve açık bir alana alınır, kendine gelmesi beklenir şayet hasta kendine gelmiyorsa sağlık ekiplerine haber verilmeli ve özenle hastaneye yetiştirilmesi sağlanmalıdır.

Epilepsi nöbeti geçiren hastaya soğan koklatmanın hiçbir faydası yok!

Nöbet geçiren epilepsi hastaları kasılmalar ile kendilerine zarar verebilirler, öncelikle etrafında varsa tehlikeli cisimler uzaklaştırılır, başını çarpabilir buna engel olunmalı, dişlerinin arasına mendil ya da bez parçası konularak dilini ısırması da engellenebilir. Baygınlık ya da nöbet geçiren kişilere kesinlikle kolonya ya da soğan koklatılmamalı, hastanın nefes alması engellenmiş olur. Genellikle epilepsi nöbetleri bir kaç dakika içinde durrur o yüzden beklemeli ve sağlık ekiplerine haber verilmelidir.

Kırıklarda, kırık ucu açıktaysa steril bir bezle yaranın üzeri kapanmalıdır!

Kırıklarda yaralanma hastanın kolu yada bacağı belki de omurgada ise kesinlikle hareket ettirilmemelidir. Yaralanmalarda çıkıntı olmamış ve kemiklerde şekil bozukluğu yoksa burkulma ya da kırık olduğunu anlamak zor olabilir, yine de hastayı kımıldatmamak gereklidir. Eğer kemik ucu dışarıda ise steril bez ile yarayı kapatmalı ve en kısa sürede hasta mümkün olduğunca az hareket ettirilerek sağlık merkezine ulaştırılmalıdır.

Zehirli böcek ya da yılan sokmalarında, yarayı emmek doğru değildir!

Yaz aylarında sıkça karşılaşılan bir durumdur böcek ya da yılan ısırmaları ve zehirli olup olmadığı da bilinemez. Öncelikle yaranın yıkanması, alkol ve batticon gibi antiseptiklerle silinmesi ve üst kısmından bağlanması çok önemlidir bu sayede kanın geri dönüşümü engellenir. Hasta en kısa sürede sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır. Yanlış bilinen bir uygulama yaranın kesilerek emilmesidir, bu tamamen uygulayan kişinin hayatını tehlikeye atabilir.

Bilinçsiz kalp masajı hayati tehlikeyi artırır!

Boğulmalar yoğun dumana maruz kalma ya da suda fazlasıyla karşılaşılan tehlikeli durumlardır. Suda gerçekleşen boğulmalarda solunum yollarına su kaçması ile spazm olur ve vücut solunum yollarını kapatır. Boğulan kişi sudan çıkarıldığında ilk olarak nabız, kalp atışları ve solunumu kontrol edilir. Problem olduğunda solunum ve kalp masajı uygulanır, yalnız bu uygulama kesinlikle eğitim almış kişilerce yapılmalıdır aksi takdirde kişi hayatını kaybedebilir.

Duman boğulmalarınd da kişi açık havaya çıkarılır, solunum güçlüğü varsa ağızdan ağıza suni solunum yapılır.

Anne-babalar “heimlich manevrası”nın nasıl uygulandığını öğrenmek zorundadır!

Çocuklarda yabancı cisim tıkanmaları sıkça görülebilir. Yemek veya bir şey içme esnasında gülme ve ani hareketlerle oluşabildiği gibi, çocukların genelde oyun oynarken ağız ya da burnuna soktukları cisimlerle de tıkanma olabilir. Bu esnada çocuk konuşamaz, öksüremez ve çok zor nefes alıyor olabilir, bu durum derhal müdahale gerektirir.

Soluk yolu tıkanmasında; bir elinizle hastanın göğsünden destekleyin ve öne eğilmesini sağlayın. Diğer elinizin topuk kısmı ile kürek kemikleri arasına sert olarak beş defa vurun. Bu darbelerle yabancı cisim çıkmıyorsa karnından itme yani Heimlich Manevrası dediğimiz işlem uygulanmalı. Tüm anne-babaların ve çocuk bakımını üstlenen kişilerin Heimlich Manevrası eğitimi almaları gerekmektedir. Acil durumlarda bir sağlık kuruluşuna yetişmek bazen zaman alabileceğinden ilk müdahale bilinçli olarak çocuğun en yakınındaki kişilerce yapılmalıdır.

kadınınfendi


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 25 takipçiye katılın